Header Ads

Önizleme

İhtiyaçsızlık insanoğlunun en büyük düşmanı

REKLAM Önizleme
Bugün yapılan yanlışlardan biri de, yetişkin çocuklarımıza karşı takip ettiğimiz davranış şekli. Her şeyden önce çocuklarımıza kendi ayakları üzerinde kalmalarını öğretmiyoruz. Burada fakirin, orta hallinin de yanlış uygulamaları varsa da, esas hata zenginlerde.

Çoğu aile biz çok sıkıntı çektik, çocuğumuz çekmesin diye, çocukları ne isterse alıyor. Bazıları da ben çocuklarım için kazandım, onlara yedirmeyip de mezara mı götüreceğim diyor.

Aklen de, eğitim psikolojisi açısından da çocuğa her istediğini almak, ona iyilik etmek değil kötülük etmektir. Unutmamalıdır ki, bugünün yarını da var. Baba, her zaman zengin kalacak, makam mevki sahibi olarak kalacak değildir.

Zenginlik devam etse bile, hazıra dağlar dayanmaz. Dünyanın bin bir türlü hali var. Ölümü var, iflası var, emekli olup sadece SSK veya Emekli Sandığı maaşına kalmak da var... Hatta bunlara da kalamamak var...

Şimdi düşünelim; yediği önünde yemediği arkasında şeklinde, lüks arabalarla, en pahalı elbiselerle yaşamaya alışmış bir genç, babası ancak kendini idarece edecek hale gelince ne yapacak? İş bulabilecek mi? Bulsa bile eski hayatını devam ettirebilecek geliri olacak mı? Hepimiz biliyoruz ki, bugünkü şartlarda çok zor hatta mümkün değil.

O zaman genç ne yapacak? Ya gayri meşru yollara sapacak; çalacak çırpacak veyahut  ruhi bulanıma girerek psikiyatri tedavisi ile ömrünü tamamlayacak veyahut da Allah saklasın bugün çok yaygın haline gelen canına kıyma modasına uyacak.

Bitmeyecek kadar servet var kabul edelim; bu defa da ihtiyaçsızlık tehlikesi başlar.  Çünkü, ihtiyaçsızlıkla birlikte tatminsizlik başlar. İçki, uyuşturucu; her türlü akıl almaz aşırılıklar baş gösterir. Yüce kitabımız Kur’ân-ı kerimde, “İnsan, ihtiyaçsız olunca, elbette azar!” (Alak/6-7) buyurulmuştur. İhtiyaçsızlık insanoğlunun en büyük düşmanı!

Günümüzde her şey tersinden yorumlanıyor. Doğrular eğri olarak, eğriler doğru olarak ele alınıyor. Basit bir örnek vereyim: Arkadaşın oğlu bir işte çalışıyor. Aldığı maaşı getirip babasına veriyor. Ay boyunca harçlığını da babasından alıyor. Bu durumu öğrenen akrabaları çocuğa, “sen deli misin? Maaş hiç babaya verilir mi? O senin hakkın, istediğin gibi harcamalısın. Filancanın oğlu maaşını babasına vermediği gibi, ay sonuna doğru babasından harçlık bile alıyor vs.”

Genç bu konuşmalardan etkilenip, babasının karşısına geçiyor. “Bundan sonra maaşımı sana vermeyeceğim. Herkes beni ayıplıyor”, diyor. Gün görmüş baba hiç tepki göstermiyor:

“Bak oğlum diyor. Doğru, maaşını istediğin gibi harcayabilirsin. Bu senin hakkın. Sana şu kadarını söyleyeyim: Yaşın yirmiyi geçti. Bugüne kadar kısıtlı imkanlarımla seni okuttum. İş bulmana  yardımcı oldum. Benim yapabileceğim bu kadar. Diğer kardeşlerinin yetişmesi, ailenin geçimi benim üzerimde. Bundan sonra istersen, maaşın sende kalsın, hesabını ona göre yap, askerde, evlenmede benden bir şey isteme!. Avrupai tarzda serbest yaşamak istiyorsan, orada baba bunları yapmaz!  Düşün, taşın, tercih senin! Bana sorarsan, vermekle sen kârdasın!”

Eğer gençlere belli yaştan sonra, hayatın gerçeklerini anlatmazsak, onlara büyük kötülük yapmış oluruz. Hayatın hep böyle güllük gülistanlık devam etmeyeceğini, hatta hayatın büyük bölümünün dikenli tellerle çevrili olduğunu anlatmak, göstermek zorundayız.

Eskiden zenginler, çocuklarını başka iş yerlerinde, bir müddet çalıştırır; çalışma hayatını, para kazanmayı, paranın kıymetini öğrendikten belli bir olgunluğa geldikten sonra kendi işine alırlardı. Çünkü, babanın kendi oğluna faydalı olması zordur.

Hayatın gerçeklerini verebilmenin yolları tartışılabilir. Fakat, burada önemli olan hangi usulle anlatılacaksa anlatılsın, gençlere hayatın zorluklarını da sunabilmek. Bunlara hazırlıklı olmalarını sağlamak. Teorikten ziyade, yaşayarak bunları öğretmek. Daha hayatın başlarında mücadeleyi, engelleri aşmayı öğrenen genç, bütün hayatı boyunca, hem kendine hem ailesine hem topluma faydalı olur.

Bu yapılmazsa, onlar serseri mayın gibi nerede ne yapacağı belli olmayan potansiyel bir tehlike halinde toplumda yerini alırlar. Herkes, canı gibi sevdiği evladının böyle olmasını arzu etmez herhalde?!

Yazar: Mehmet Oruç

Hiç yorum yok

Sorularınız Dinimiz İslam hocaları tarafından cevaplandırılacaktır. Lütfen suallerinizi: dinimizislam11@gmail.com mail adresine gönderiniz. Teşekkürler.

Blogger tarafından desteklenmektedir.